RSS Feed
Nis 11

Baharın Gelişi

Yazıldığı Gün Çarşamba, Nisan 11, 2012 Yazar Mezopotamyalı

Merhabalar Sizlere güneşin nihayet ziyaret ettiği rusyadan selamlarımı gönderiyorum.
” insan” adlı yazarımız ile evde oturuyorduk, aklımıza siz değerli okuyucularımız için burada baharın gelmesi sebebiyle okunacak birşeyler yazma fikri geldi. Fakat bunun için dışarı çıkıp yazmak gerektiğini düşündük.
Bu küçük rusların şehrinde bir o kadar büyük ve güzel bir parktayız, tabi tek dostumuz bira ve sigara ile birlikte.
Atmosferi anlatayım size;
Büyük bir parkta olduğumuzu söylemiştim zaten, oldukça kalabalık, bebeklerini arabada gezdiren anneler, parkta amaçsızca oyun oynayan rus çocukları, birbirinden güzel rus kızları, etrafı temizleyen temizlik görevlileri ve mikrofondan çalan ingilizce şarkılar…
Şu an “Dont Worry Be Happy” şarkısı çalıyor. Ağır ağır yudumluyoruz biralarımızı.. şanslıydıkki akşam vakitleriydi bu yüzden bir zamanlar insan oğlunun tanrı diye taptığı güneşin batışını izleyebiliceğiz. Nedenini bende bilmiyorum ama güneşin batışı, benim için doğuşundan daha çekici geliyor. güneş Batıp karanlık olduğunda mutlu oluyorum. Fakat doğuşu bende gerçekten kötü bir etki yaratıyor. Karanlığı seviyorum ve sonsuza dek sürmesini arzu ediyorum.

Son anlarını yaşayan kızıl güneşe karşı birer sigara yaktık, çevremizde bulunan insanların ilgi odağıydık. Gelen bize bakıyor, giden bize bakıyor, sanki daha önce parkta oturmuş birşeyler yazan iki insan görmemiş gibiydiler, ama bu ilgi hoşumuzada gidiyordu açıkçası.. Yaşları 10-12 olan bi çocuk yaklaştı ve;
- Ateşiniz var mı ?
diye sordu.. Bu yaşta, nasıl olurda sigara kullanabilir? inanmak mümkün değil.
Gerçekten çok üzüldüm… Tabi her zaman söylerim sigara kullanıp kullanmamak tarz meselesi, ama tarzı – kişiliği oturmamış bu ufaklığın yapması anlamsız.
Bizim ona ateş verip vermememiz çok mühim değil, verdik te zaten. Ama vermeseydikte illaki bulucaktı birinden, ne bileyim çok tuhaf artık dünya.

Çocukluğumu hatırladım bir an, zaman ne çabuk geçiyor yahu ? Herşey sanki dün olmuş gibi istanbuldaki anılarım arkadaşlarım ve ben, babamın bana ilk aldığı bisikleti hatırlıyorum. Dünyalar benimdi o zamanlar. Misket oynamaktan yara olmuş ellerimi hatırlıyorum.
Ama şimdi çocukluğumun geçtiği şehirden kilometrelerce uzaktayım. Tabiki herşey yolunda – mutluyum ama insana garip geliyor işte.
Bazen giymekten nefret edilen okul önlüğünü bile özlüyor insan..
Bazen, acaba gitsem oraya, tekrar herşey yerinde duruyormudur diye düşünüyorum.
Geçmişimden hiç pişman değilim, yalnız sadece keşke yapsaydım dediğim şeyler var.
Ama sana bir sır vereyim mi?
Bence, her insan hayatının her dakikasını en güzel şekilde geçirmeye çalışmalı.
Yıllar geçip insanları tanımaya başladıkça, hayvanları daha çok sever oldum..

Huzuru arıyorsan eğer, bence insanları azaltmalısın hayatından.
Artık sessizlik dışında hiçbirşey mutluluk getirmiyor bana. Yanlış anlamayın tabiki dostunuz olacak ama, bir elin parmaklarını geçmemeli bence… Geçemezde zaten.

İnsanların postuna değilde, yüreklerine bakmak gerek.
İşte biz insanların beceremediği şey bu.
Postu güzel olmayan birinin yüreğine bakamıyoruz.
Hayat akıp geçtikçe birşeylerin değerini daha iyi anlıyor insan
Ama işte o zaman çok geç oluyor.

Ve güneş yok artık!  Biraların etkisi yavaş yavaş artıyor. Şu halimi harbiden çok seviyorum. Kafa hafif kırık, Senden güzeli yoktur bu dünyada.
O zaman
“Pink floyd – Wish you were here” size ve bana gelsin..

How I wish, how I wish you were here.
burda olmanı ne çok isterdim

We’re just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
biz sadece balık kabında yüzen iki kayıp ruhuz, yıllar boyunca

Running over the same old ground
hep aynı yüzeyde koşan

What have you found? The same old fears.
ne buldun? aynı eski korkuları mı?

Wish you were here
keşke burda olsaydın

 

 

Gerçekten yıllar geçtikte bulduğumuz tek şey, aynı olan korkularımız, başka hiç bir şey değil..
Bu adamların yapmış oldukları müzik gerçekten saygı duyulacak cinsten, müziksiz bir hayat bayat bir hayat olurdu benim için.

Gece yarısı oldu.. Bizim gibi birkaç sarhoş dışında kimsecikler kalmadı parkta..
Bizimde sizinle olan bu sohbete nokta koymamız gerekiyo artık..
- e Taktir edersiniz ki bizimde özel bir hayatımız var..
Ama üzülmeyin daha çok beraber olacağız. Hayatta kaldığımız sürece.. Fakat ben ölmem merak etmeyin.
En büyük hayallerimden biri olan, okyanusa karşı tekillayı içmediğim sürece kendime ölmeyi yasakladım.

Herneyse artık beyazlardan arınıp baharı görmüş rusyadan hepinize selamlarımı yolluyorum.
Kendinize mutlaka iyi bakın..

Unutmayın; Ölümüne kadar hayattayız…
-                                                                                                                                                                                     Perşembe, 11 Nisan 2012

Nis 11

İçimden Gelenler

Yazıldığı Gün Çarşamba, Nisan 11, 2012 Yazar insan

Kalbim gibi tertemiz bir sayfayla başlıyorum yazıma..

Şu anda oturduğum rusyanın işlek parklarından birinde yudumlarken biramı Mezopatamyalı ile, içimden gelenleri yazıcam size.. ( Rusyada parkta bira içmenin ayıbı yok..)
Isınmış olan havanın, etrafta gezinen birbirinden farklı insanların ve sizin için içiyoruz bugün..

ŞEREFE MEZOPOTAMYALI !!

Sevgili okur.. Şuan çalan şarkının sesini biraz aç ve düşün..
Mutlumusun yaşadığın hayattan?  Etrafta 1001 çeşit insan var.
Sevdiği tek şeyin bisiklet sürmek olduğunu söyleyen, annesi hayat kadını olan, babası başbakan olan, birbirinden farklı  milyonlarca hayat yaa..   Zengini, fakiri, evlisi, evsizi..
Senin hayatın nasıl? bir düşün..

Tek bacağının olmadığını düşün, sokakta çöp topladığını düşün, herşeyi istediğin gibi olduğunu düşün yada kanser olduğunu..
Senin hayatın iyi mi kötü mü şimdi?

Bu soruyu kendime sorduğumda cevap bulamıyorum. Söylesene ya hayatın Nasıl ???

Benden çok daha mutlu insanlar var, istediklerini kolayca elde edebilen insanlar.. Bu insanı aç gözlülüğe itiyor. Fakat sokakta yiyecek bulamayan adamlarda var.

Belkide mutluluğu yanlış yerde arıyorum..

Ve şok anı! Şu an parkta ” Dont Worry Be Happy ” Diye bir şarkı çalıyor..(Endişe etme, mutlu ol!)
Şimdi bir yanıtmı bu yukardan gelen, Yoksa sadece bir raslantı mı ??

Raslantılara inanırmısın sayın okur?

Nis 11

Rusça Öğrenmek

Yazıldığı Gün Çarşamba, Nisan 11, 2012 Yazar insan

Gençliğimi katleden, psikolojimi bozuk para gibi değersizce harcayan, sayısız fiil çekimleri içinde boğulduğum, lanet bir gramatiğe sahip olan dil..
Rusça!
Alfabeyi öğrenerek girersin bu tünele.. Bitmek bilmeyen tünele..
Ardından birkaç kelime ve fiil öğrenirsin..  Fiilleri çekimlemeye çalışırsın, çekimleyemediğin fiillerle karşılaşır ve morelini bozarsın bu lanet dilde..
Sonra kelime çekimlemeye gelir sıra!
Raditelniy padej,vinitelniy padej,pridlojniy padej..  ve benzerleri..
Bu çekimlemelerin her kelime için farklı olduğunu öğrendiğinde ise hafif bir baş dönmesiyle
- Bu ne mk?    dersin.. diceksindir!
Artık işin içindesindir..
Vazgeçersen, harcadığın zamana yazık..
Devam etsen, Sonu gözükmüyor..
Pratik lazım rusça öğrenmek için..

Pratik;
Seni anlamayacak olan insanlara anlatmaya çalışmaktır birşeyler..
Anlamadığın halde dinlemektir insanları..

Kelimelerin stres li olduğu bir dildir bu rusça!  Vurgu’nun önemini anlamalısın anlaşabilmek için insanlarla rusça dilinde..
Bir kelimeyi, Bildiğin bir kelimeyi anlatabilmek için karşındakine, 3-4 tekrar gerekir..

Aslında iyidir rusça öğrenmek..  Getirisi var en azından bir kaç dalda..

Ama gel sen beni dinle; Öğrenme rusça..

Girme bu yola hey yolcu!!
yaşa hayatını.. Kıymetini bil gençliğinin..  Sokma kendini bu strese..

Nis 11

Endonezya Depremi

Yazıldığı Gün Çarşamba, Nisan 11, 2012 Yazar Mezopotamyalı

Bugün yine bu ülke büyük bir depremle sarsıldı.Tekrar tusunami bekleniyor.Haber sitelerinde bununla alakalı birçok yorum okudum.Genel olarak söyledikleri şey ; Tanrı oradaki insanların yardımcısı olsun olsun ,bu bir test dünyasıve endonezya halkıda bir testten geçiyor.Palavra  ! tümüyle palavra !

Doğa aslında insanın en büyük Tanrısıdır.İyi geçinmek gerekir.Onunla empati yapması gerekir insanların,yoksa böyle cezalandırmalar olur.Ne ekersen onu biçersin lafı elbette doğrudur.İnsanların ekolojiyi bir ayna olarak görmesi gerekir.Ona baktıklarında kendilerini görürler.Nasıl davranırsan ona karşlığınıda aynı şekilde alırsın.
Zaman zaman bazı din adamları diye tanımlanan kişiler depremlerin ,Tanrının gazabı olduğunu söylüyor.Oysa kuzey yarımküredeki deprem yoğunlu güneyden daha fazla.Japonya’nın bir depremler ülkesi olmasının ,orada yaşıyan halkın dininyle bir alakası varmıdır sizce? Zira Endonezya’da dünyanın en fazla nüfus yoğunluğuna sahip 3. ülkesi ve bu ülkenin %90 dan fazlası müslüman.Tanrı niye kendine inanan kullarına zülum etsinki?
Demekki bu ve bunun gibi doğa olaylarının inançlarımızla hiç bir ilgisi yok.Heppimiz düşünebilme yeteneğine sahibiz ve aklımız var.Gerçekleri görmemiz gerekir.Bugün ilginçtirki Japonya’da depremden ölen insan sayısı Türkiye’dekinden daha fazla.

Sadede gelecek olursak endonezya için yani. Endonezya hakkında geçenlerde bi belgesel izlemiştim.Bu belgeselde Endonezya ormanlarının nasıl hunharca katledildiği anlatılıyordu.Belki biliyorsunuzdur bi 10-15 sene önce ,bu ülkenin yüz ölümünün % 80 den fazlası ormanlık alandan oluşuyordu.Ama bugün bu ormanların %98 i insanoğlunun hırsı yüzünden yokolmuş durumda.Biraz evvel dediğim gibi asıl Tanrımız doğadır.Bizler onun misafiriyiz buralarda.İnsan doğa ile olan savaşı sürdüğü sürece daha çok böyle cezalandırmalarda masum insanlar ölecek.Gelin tekrar düşünün .Biliyorsunuzki zararın neresinden dönersek kardır.Asıl mühim olan son pişmanlığın fayda etmeyeceği.

iyi günler.

Nis 8

Ego

Yazıldığı Gün Pazar, Nisan 8, 2012 Yazar insan

İnsanı yöneten bir duygu için üç harfli ve tek heceli bir kelime az değil mi sizcede?
Bu kadar önemli bir duyguya haksızlık değil mi bu ?

Ego insanın en sağlam ve olması gereken duygularından biridir.. Üzerine kitaplar yazılmış, Filmler çekilmiş bir duygu..

Revolver film

 

 

(bkz: Revolver)

 

 

 

 

 

Hoş, bu filmde dahil olmak üzere herkez ego’nun insanın düşmanı olduğunu söylüyor. Egolarınızdan arının! çağrısını duymuşsunuzdur.
osho

Ünlü düşünür “Osho” Şöyle demiş;

Ego bir buzdağırıdır.
Onu derin sevginin içinde erit,
Böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.

 

 

 

 

Halbuki ego, candır, kandır..
Ego, güzel giyinmenizi, güzel gözükmenizi sağlar.
Kitaplar okumanızı, bilgili bir birey olmanızı sağlar.
Pahalı arabalar alabilmeniz için, çalışmanızı sağlar.

Nasıl mı ?
Ego’yu biraz daha inceleyelim..  Sözlük anlamında ego;
bir kimsenin kişiliğini oluşturan temel öğe, ben. bireyi öbür varlıklardan ayıran bilinç.

Biz insanız ve herzaman sırtımızın sınavlanmasını isteriz. güzel gözüküyorsun, yeteneklisin,
başarılısın gibi laflar kimin hoşuna gitmez?
Bu laflar egomuzu tatmin eder, ego da bizi mutluluk hissiyle ödüllendirir..

Ego tatmini, cinsel tatminlikle yarışabilecek bir zevktir.  Şık bir elbise, lüks bir otomobil, bilgili sözler, kısacası çoğunluktan ayrılmanızı sağlayacak özellikler’in getirdiği,  sizi farklı kılan, istenilen ve beğenilen biri olmanın verdiği zevkten bahsediyorum.

Ego, kendini yani bizi, insanlara beğendirtmeye çalışan bir duygudur..
Şu anda düşüncelerinizden, beğenen beğenir, beğenmeyen yol alır tarzı facebook laflarını çıkarın.. Aldığın kıyafeti, sıcak tutuyorsa yeterlidir mantığı ile seçmiyorsan;
Ego’nu dinliyor, yani insanlara güzel gözükmek istiyorsun..
Ve şuan içinden geçirdiğin
- Elbise seçimimi, kendime yakışandan yana kullanırım, düşüncesine gelelim
Garip gelecek ama, Senin kendine yakıştırdığın elbiseyi, çevrendeki insanların düşünceleri belirler..
Örnek:/  Rock’çı bir tayfa düşünün..  Bu tayfanın içinden kim Siyahlara bezenmeyi kendine yakıştıramaz?
Müslüm gürses hastası bir genç! Giyinir mi rockçılar gibi? Yakıştırır mı kendine?
Şöyle bir düşünün..
İzlediğiniz dizi, film veya klipte gördüğünüz popüler biri, herkezin sevdiği, Onun yerinde olmak istediğiniz biri..
Onun giyim tarzını, kendinize yakıştırıyorsunuz değil mi?
Umarım örnekler anlamanıza yeterli gelmiştir..

Dediğim gibi; ego, bizi insanlara beğendirtmeye çalışan bir duygu..
Birtürlü anlayamadığım, egonuzdan kurtulun fikrini savunan insanları dinlemeyip, egomuz ile barışık bir halde yaşarsak;
-Bilgili, Kültürlü, Amaçları uğruna çalışıp çabalayan bireyler haline geliriz..
Lütfen! Egomuzu sevelim, sayalım..   =))

Nis 7

Kontrol altındaki insanlık

Yazıldığı Gün Cumartesi, Nisan 7, 2012 Yazar Mezopotamyalı

Yüzünüzden, herhangi bir alfabeye ihtiyaç olmayan gülüşlerin eksik olmaması dileğiyle;
-Selamlıyorum Hepinizi..

Hayatım Boyunca yaşamımın Bir kalıba sığdırıldığını düşünüp duruyorum, çünkü hiçbir zaman istediğimiz şeyleri yaptığımızı görmedim.   Bende sizlerinki gibi formalite icabı iyi giden bir hayata sahibim..
Doğdum, Büyüyorum ve ölmeyi bekliyorum.  Bu üçlünün dışına çıkabilen varmıdır acaba? -Zannetmiyorum
Benim için dünyaya bir fidan ekip giden bile bu üçlünün dışına çıkmamıştır.
Hayır tabiki Sizlerden olağan dışı birşeyler beklemiyorum..  Uçmak,Götünüzden  ateş çıkarmak yada ne bileyim bir vazoyu sihirle biryerden başka biryere taşımak gibi..
Düşündüğüm şey aslında şu: (Bu bölümü Bir sigara yakıp okuyun lütfen)

Ben sen veya o, Şu dünyaya geldiğimizde kendimizi bir insan çevresi içinde buluyoruz.
Ve sonra sana istemeden bir ad veriliyor.. Ki bu adı ömrün boyunca kullanabilesin diye
Daha sonra toplumun kendi arasında anlaşabilmesi için BAŞ’lar tarafından üretilen dili zorla öğreniyorsun.

Daha kendini tanımadan Toplum kurallarını öğrenmen için okula başlıyorsun ve karşına anlamsız birsürü kural çıkıyor,
e tabi Daha kendini tanımamış olan sen kandırılanlar topluluğuna katılıyorsun..
Sen istesende istemesende mecbur kalmışsındır bu topluluğa ayak uydurmaya

Bu dünyayı kümeler halinde yaşayan insanlardan oluştuklarına inanıyorum.
Tabiki tek bir kümeyi, tek elden yönetmek zor olurdu… Bu düzenin işleyişinin anlatılması bir hayli zor ama benim anladığım şekilde anlatmak istiyorum.
Baştan bu kümlerin sabinin veya sahiblerinin bizler gibi insan mı  oldukları konusunda hiçbir fikrim yok
ama var olduklarına eminim.  Kümesteki insanlar, zaman zaman hayatlarının monotonlaşmasından dolayı isyan eder ve sıkılırlar.
Sahipler problemlerinin olduğunu gördüğü insancıklarına eğlenebilmeleri için moda kozmetik teknoloji vs vs. hırdavatları önlerine sererler, Böylece kendini daha güzel göstericek kadında, yeni araba almanın mutluluğunu yaşayan erkekte can sıkıntısını bir müddet olsun giderecek bir oyuncağa kavuşur.  Taki yeni bir isyan dalgasına kadar herkez mutlu ve huzurlu..
O bahsettiğin BAŞ’lar için Kontrol altındaki insanlık projesini gerçekleştirmek zordur..
Ne yaparlar bu sefer? Kümesteki evciller içinden akıllı olanları kullanıp demokrasi adlı yönetim şeklini getirirler.
Bkz. fransız halk isyanları
Sonuç ? Artık onların hiç birşey yapmalarına gerek kalmadı yorulmaları için..
Faşizm in ırkçılığın vatanseverliğin vs bunlar gibi bir çok kavramın dünyada olmasının tek sebebi, bu kimlikleri, cinsleri yani kısacası ne olduğunu bilmediğimiz mahluklar yüzündendir

Tabi arkadaş basit olarak herkez dilini vatanını ve milletini sever ama işin aslı bunları aşırıya kaçırmamaktır.
Asıl makul olanı bence kendi değerlerimizi korumak ve sahip çıkmak kadar başkalarınınkinede aynı şekilde sahip çıkmaktır.
Umarım anlatabiliyorumdur.

Bu başlar dünya nüfusunun fazlalığından şikayet ettikleri zaman, kümesler arası savaş çıkartırlar ve bu savaşlarda  ülke onurunu kurtarmak için giden milyonlarca insan ölür.
insan hayata birbaşkasını yok etmek için gelmedi. Aslında bizler barbar değildik.. Ama bize öğretildi! ve aşılandı..
Adına ne konulsun? ister illuminati, ister kapitalizm. Böyle birşey var. Keşke birşeyler yapmak için zaman var diyebilseydim ama yok..
Artık herşey çok geç. Biliyorum birçoğunuz, hatta bende bu yazıyı bitirdikten sonra hayata güle oynaya devam edicez.
Ama bu şeyler hakkında bilgimizin olması güzel, yüreklerinizde yeri olsun. Bunları gidipte Michael Sikkofieldden öğrenmeyin. O Yazar adamlığını konuştursaydı;
Yazılarında birazda olsa kapital güçlerin, pennsylvania’da beslediği fethullah gülenden bahsederdi.

Demek istediklerimin hepinizin yüreklerinde ateşlenmeyi beklediğini biliyorum.. Herkezin bu güne kadar söylemeyi isteyipte söyleyemediği birçok şey var. Ama artık susmayın. Susmak yerine Haykıra haykıra birbirinize olan sevginizi söyleyin, çünkü bu dünya bizim!

Nis 7

Sessizlik

Yazıldığı Gün Cumartesi, Nisan 7, 2012 Yazar insan

karanlık

Sessizlik var bu gün yaşadığım şehirde, Herzamankinden farklı bi sessizlik..
Sebebini bilmediğim, pekte önemsemediğim, hoşuma giden bi sessizlik..
Kim sevmezki, insanlığın yarattığı karmaşadan, gürültüden bir anlıkta olsa arınmayı.
Havanın kararmasını bekliyorum açıkçası.. Sönsün tüm ışıklar, el ele tutuşsun sessizlik, karanlık
Gerçekler Karanlıkta çıkar ortaya..
Boş kelimeleri sessizlik arındırır..
Dolaşmak istiyorum karanlıkta, Sessizliğe boğulmuş bir dünya içinde..
Belki elimde bir bira ve beni bırakmayan sigarayla..
Temiz bir hava eşliğinde dolaşmaktan bahsediyorum,
Soğuk olmayan, sıcaktanda terletmeyen bir havayla..
Kar’ın ve Yağmur’un olmadığı bir anda..
Romantizm değil ki istediğim,
Sadece önümü görebiliceğim bir ışık,
Nefes almamı sağlayacak bir hava ve Düşüncelerimi duyabiliceğim bir sessizlik istiyorum.

Nis 5

Hayat hakkında

Yazıldığı Gün Perşembe, Nisan 5, 2012 Yazar Mezopotamyalı

Hayat tozlu bi yokuş.tarifi olmayan yaşantı.beklentiler,istekelr,hayaller sadece bunlardan ibaret sanırım hayatı ve öle olmasını isteriz bazen daha şifofren olur hayallerde yaşamayı yeğleriz ama bu imkansızdır.

Hayat herkese farklı analamlar verir kimine göre hayat ekmek parası bulmak kadar zor,kimne göre sabah yataktan uyandığında pencere güne açmak kadar kolay,kimine göre silah sesleri arasında güneşin doğuşunu izlemek ,kimi için ise savaşı çıkarıp yenmenın mutluluğu herkese göre farklı yani. İşte İnsanın doğduğu yaşadığı şartlar farklı olunca hayattn beklentiler istekler farklı olur.şairlere sorarsan hayat gelecektir bu günü yok sayarlar felsefecilere sorarsan belkide şu an yaşadığın derler ama bana göre hayat dünle bugünü birbirine bağlayan an .Mutluluk belkide yada gözyaşı .Erdem olarak düşünür şairler gözyaşıdır.Aslında gözyaşı küçük bebeğin mama için gözünden akan yaşlar kadar masum değil her gözyaşı ..bunlar şairleri görüşü şimdiye kadar okuduğum ya büyüklerimiz onlar ne dio lar yaşam hakkında onlara hayat kelimesi modern gelio belki biraz çekinerek söylüyolar.Yaşam onlar için bi evrim şimdiye kadar olmıcak dedikleri herşeyin olması ,gözlernin korkutğu şeylerin gerçeklerşmsi,yaaşm onlara göre kendi devirlerinde var bizim dönmimizde hep eksik görüler ypılanların yanlış olduğu bigandan mahrumdurlarvakit kaybı.evet vakit kaybı dıorum çnkü şimdiye kadr annelerimizden szn bayramalrınız şoyle güzl ,siz ne kadr rahat ve güzl bi yaşantınız var keşke böle yaşaydık dedğinni hiç duymmadım onlar hep bizim zamnımız bayramlr böleyi siz ise elizde telfon kendinizi çürütüyosunz diolar aslında şimdi düşündüm de biizm hayatımız telefon mu ?bilgisar ı?bnce evt sırDAN bi söz gibi ama herkesin bi organı gibi bu nalet araçlar .

bnmki de öle belkide..yolda insanalra bakarsınız eğer yaşı 18 20 ise o teleffon tek gerçek ve tek hayattır .o tuşlar hayatı yönlendiren birer kumanda misaliı. benmde hayatımın i kısmı öleydi belki 18 yaşım doldurana kadr ama şimdi hayat farklı kavarmlara gebe kaldı hayata biraz anne gözünden birazdan,sokak insanında baktık biraz da içimizdekinden baklaım içimizdeki duygudna bakalım dışarıya

anonim

Nis 2

Michael sikkofield hakkında

Yazıldığı Gün Pazartesi, Nisan 2, 2012 Yazar Mezopotamyalı

   Bu bloğun sahibinin yazdıklarını takip ediyorum.Gerçekten kaliteli yazıyor.onun gibi yazabileceğimi düşünmüyorum.Ayrıca Prison Break dizisinide sonuna kadar izledim.Ve asıl konumuza gelince illuminati  hakkında bu blog yazarına iki soru sormak istiyorum.


  1. Diyelimki dünya o bahsettiğin kişilerin elerinde , bu nereye kadar sürücek? Son aşama nedir?
  2. Dünya bahsettiğin kişilerin olsun ve onların dışındaki tüm insanlar yok olsun. O birkaç insanın egosu tatmin olacakmı? Yoksa dünya ile sevişmek gibi bilmediğimiz egolarımı var? 
Nis 2

Niçin yaşıyoruz?

Yazıldığı Gün Pazartesi, Nisan 2, 2012 Yazar Mezopotamyalı

   Merhabalar, sayın kendini insan zannedenler.Herşeyden önce o ağır bedenlerinizin yükünü taşıyan kalplerinize selamlarımı yollamak istiyorum.

Niçin , ne için yaşıyoruz ? Bu soruya cevap verebilmek için ilk önce şu konuda hemfikir olmamız gerekir.Yaşıyormuyuz biz?Yoksa yaşadığımızımı zannediyoruz?
Bana yaşadığını-canlı olduğunu kendince her türlü kanıtlarsın.Diyebilirsinki bana ; dokunuyorsun , hissediyorsun , düşünüyorsun, aşık oluyorsun ve bunun gibi bir sürü bok yiyiyorsun.
Bunlar dünya üzerindeki bir çok insan için geçerli cevaplar yaşıyormuyuz ? sorusu için …


 Ama ben.. Birbirimizi kandırdığımızı düşünüyorum.Eğer insanın bir yazgısı varsa arkadaş.Bence biz aslında hiç yaşamadık ve yaşamıyoruzda.Sadece bize verilmiş çizgi üzerinde robot gibi haraket ediyoruz.Herşeyimiz önceden planlanmışsa arkadaş bence biz kesinlikle yaşamıyoruz.
Evet bende yarın uyandığımda sizler gibi yapmam gereken şeyleri yapıcam.İşte benim kendimle çeliştiren nokta burası.Eğer ben bu dünyanın boş olduğunu düşünüyorsam , neden başka yanım bu dünya için birşeyler yapma can atıyor?Bu sorunun cevabını bir türlü bulamadım.fakat her zaman buna mecburum diyerek kendimi avutuyorum.
E tabiki sorgu yapmadan , hayatı yaşamak gibi bir seçenekte var insanlar için.ama ben bunun korkaklık olduğunu düşünüyorum.Bana göre göre bir yol değil.
 Yani arkadaş sizlere ne diyeceğimi bilmiyorum.Sizlerin ne için yaşadığınızıda kestiremiyorum.
Fakat benim için ; Biz aslında yaşamıyor olduğumuzdan , ne için yaşıyoruz? Sorusuna cevap veremeyiz.Yani geldiğimiz nokta bu. Hiç başlamadan bitmek.tabiki benim düşüncem.
İyi günler.
Copyright 2012 www.susmak.com - All Rights Reserved
backlink | proje ödevleri | lg servis | web tasarım | film indir | evden eve nakliyat | dalyan apartment | faça kamyonlar | i phone 4 | evden eve nakliyat | trilye tirilye zeytinbağı pansiyon | ucuz kaliteli hosting | mecit uysal