Geçen gün bir iş arkadaşımla yürüyorduk. Aslında hem komşum, hem iş arkadaşım. Vakur aslan kadını, güçlü insan, iyi dostum, sevgili "Belgin Doruk Abla"m... Yani ben ona öyle diyorum.
Hafifçe esen rüzgardan hoşlanmadı. Yalan yok ben de
hoşlanmam. Her sebepten ağrımaya hazır başımı, böyle havalarda alıp bol muhafazalı bir kutuya koyasım gelir. Yine bir bahane bulup ağrımasın diye. Her neyse… Onun hafifçe esen rüzgarla derdi, benim baş ağrısı korkumdan daha farklı bir
sebeple;
"Denizi istiyorum artık yahu" dedi, "bir an önce bronzlaşmak, yanmak istiyorum".
O hafiften tombul kollarına yanmak da yakışırdı haliyle ama, mız mız çocuklar gibi sızlanıp "yaaa ben seni beyaz seviyorum ama"
dedim.
Ne yapsın ki Belgin Doruk Abla’m? Ben "beyaz" seviyorum diye kendi zevkinden mahrum-modanın gerisinde ve mahzun- “yan, yan artık” haykırışlı davudi içsesine suskun kalacak değil ya...
Yanacak elbet. Önce kızaracak, sonra
şu “tunç çağı” heykellerinden biri olacak.
Ben de...
Ara sıra kapı önünde fasulye ayıklayan- penceresinde saksılar oturan bu tombiş- tatlı- beyaz kadını görüp, kendimi siyah beyaz Türk filmlerinde sanmayacağım bir daha
hiç...
Belgin Doruka benzemeyecek bir daha o da, en azından bir dahaki kış sonuna kadar hiç...
Bu kadar hisli görünmeyecek o vakit gözüme...
Ben de alışmaya çalışacağım.
*****
"Ama
ilginç" dedi.
Pek çok kişinin yanık ten sevdiğini düşünerek olsa gerek... Modern görüntümden öyle umuyor olsa gerek... Mecburen yanık yüzümün, çok beyaz bedenimle alakasızlığından bihaber olsa gerek...
Tekrar "gerçekten
ilginç" dedi bana; "Neden sevmiyorsun bronzluğu?".
"Masumiyeti bozuyor" dedim.
Bozuyor işte! Sonra "yeknesaklık" getiriyor. Sonra "kendine özgü"lüğü deforme ediyor. Sonra sunileştiriyor. Kimini sevimsizleştiriyor.
Bir çift bronz numara "Saks" giyinmiş gibi baştan ayağa... Pek rağbet etmediğim fondöten ve benzerleri gibi biraz da... Örtüyor- gizliyor- kapatıyor.
Sonra herkes yanık, herkes sarı… Herkeste aynı ayakkabı. Bir yandan
zaten hepimizin gömlekleri pantolonları aynı. Herkes git gide birbirine benziyor.
"Elimden gelse" dedim, "hiç yanmam", ama neylersin ki işim kapıların dışında olmayı gerektiriyor.
İşim, en "cayır" saatlerde yüzlerce bitki
boyu almayı- baklasını saymayı- dal sayısını bulmayı- bu arada ilk bakla yüksekliğini de atlamamayı gerektiriyor.
İşim, şapka da taksam- güneş koruyucunun şişesini yüzüme de boşaltsam- bütün önlemleri de alsam mecburen yanmayı
gerektiriyor.
Bu yüzden belki bir kıyafet denediğimde, satıcı kız tarafından şöyle bir bakılıp "hımmm, esmersin bu renk sana gider" deniyor.
Ama heyhat!
Yanılıp da bir etekçik giysem, bacaklarım "beyazım ben,
beyazım" diye bas bas bağırıyor.
*****
Bu mecburiyet ne yaptı bana sizce?
Çok şükür, henüz "kazayağı" şeklinde bir imza bile atamadı.
Ya meşhur masumiyet? Onu götürdü mü bilmem ama yüzüme ufaktan çiller
taktı. Güneş lekelerim benim.. Anneme sorsam "Allah başka leke vermesin yavrum" der, o da işin matrak yanı:)
Henüz bu lekeleri bir uzman eliyle soydurmadım. Her kış (yazın sakıncalı oluşundan), buna meyledip bir sebepten sonraya
erteledim.
Şimdilerde bir salyangoz kremi çılgınlığı var ya, en son onu denedim. Öncesindeki "leke çıkarma vaatli" bir kaç kozmetik süründüysem de ı ıh... Bir faydasını görmedim.
Daha geçen gün, pek revaçta olan bir aktara
uğradım. Genç kızlar "arap kızı" çılgınlığına takılmış. Onun yağı, bunun ekstresi derken, ben daha çok "salyangoz özü" bakındım.
Onların gözü benim elimdekinde kaldı, ben onların elindekine sık sık "acaba" bakışı attım.
Sonra
güldük birbirimize, telefonlarımızı aldık. Aldık ki kimin kullandığı daha iyiymiş, sonradan arayıp haberdar olalım;
Kafa karıştıran, her derde deva “arap kızı” kremi mi?
Yoksa göklere çıkarılan- aynı adlı sümüklü böceğin
kabuğunu bile onaran- unutup yüzümü öptüğünde kızımın midesini ayağa kaldıran salyangoz kremi mi?
Onun suyu- şunun yağı- bunun ekstresi mi?
Bilmem ne maskesi mi?
Aslında hiç biri...
“Hokus pokus” beklentiniz yoksa,
hedeflediğiniz fayda toplu iğne başı kadarsa ve o hedefe gitmek için de uzun uzun yıllarınız varsa o zaman başka…
Değilse, tek çözüm ehil bir uzman,
Gerisi eksik- gerisi yüzeysel- geçici ve şimdilik.
Gerisi
palavra.
*****
Bense bir süreliğine,
Yani bir uzmana gitmek kaçınılmaz oluncaya kadar sanırım;
Vaktiyle önemsemediğim güneş koruyucumu düzenli kullanmaya,
Mümkün olduğunca (bizim için ne
kadar mümkünse) az güneşte kalmaya,
Karınca adımıyla ilerlense de- "hokus pokus" beklentimize tepkisizse de, bitkisel ürünlere bir süre daha şans tanımaya,
Olmuyorsa da annem gibi; “Allah başka leke vermesin” matraklığıyla
gülüp geçip, başka sorunlarıma odaklanmaya,
Ha bir de, Belgin Doruk (Figen) Ablamın yanık haline alışmaya çalışacağım:)
Bu arada içinizden bronzlaşmayı sevenler çok biliyorum. Mesela bayılır benim de kız kardeşim...
Aynı genleri taşımak bile aynı zevkleri taşımak anlamına gelmiyorsa; renklerin, zevklerin, dileklerin türlü çeşitli oluşunu ben çoktan kabul ettim.
Yani bronzlaşmak hakkında ne yazıp söylemişsem sadece ve sadece, hatta naçizane benim
düşüncem- yalnızca kendim için niyetim.
Siz de onları okuyacak- benim düşünceme saygı duyacak- yine de bir güzel yanacaksınız eminim.
Son olarak "azı karar" dedikten sonra- güneşin zararlarına dikkat çektikten sonra- "beyaz ten
modası"nın da altını çizdikten sonra,
Ne diyelim gidin ve bronzlaşın ama,
“Beyaz”ı da çok küstürmeyin.
haticeolgun2@gmail.com
10.06.2009